Hicr Suresi
99 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Kayalık Vadi"
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍۢ مُّبِينٍۢ
elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi veḳur'ânim mübîn.
Elif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
2
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
rubemâ yeveddü-lleẕîne keferû lev kânû müslimîn.
Bir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
3
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
ẕerhüm ye'külû veyetemette`û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya`lemûn.
Bırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
4
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌۭ مَّعْلُومٌۭ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ velehâ kitâbüm ma`lûm.
Biz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
5
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Hiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
6
وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌۭ
veḳâlû yâ eyyühe-lleẕî nüzzile `aleyhi-ẕẕikru inneke lemecnûn.
Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
7
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Eğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
8
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًۭا مُّنظَرِينَ
mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilḥaḳḳi vemâ kânû iẕem münżarîn.
Biz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
9
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
innâ naḥnü nezzelne-ẕẕikra veinnâ lehû leḥâfiżûn.
O Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
10
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
veleḳad erselnâ min ḳablike fî şiye`i-l'evvelîn.
Andolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
11
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Onlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
12
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike neslükühû fî ḳulûbi-lmücrimîn.
İşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
13
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
lâ yü'minûne bihî veḳad ḫalet sünnetü-l'evvelîn.
Kendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
velev fetaḥnâ `aleyhim bâbem mine-ssemâi feżallû fîhi ya`rucûn.
Onlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
15
لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌۭ مَّسْحُورُونَ
leḳâlû innemâ sükkirat ebṣârunâ bel naḥnü ḳavmüm mesḥûrûn.
Herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًۭا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
veleḳad ce`alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâżirîn.
Andolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
17
وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ رَّجِيمٍ
veḥafiżnâhâ min külli şeyṭânir racîm.
Ve onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
18
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ مُّبِينٌۭ
illâ meni-steraḳa-ssem`a feetbe`ahû şihâbüm mübîn.
Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
19
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍۢ مَّوْزُونٍۢ
vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.
Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
vece`alnâ leküm fîhâ me`âyişe vemel lestüm lehû birâziḳîn.
Orada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
21
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
veim min şey'in illâ `indenâ ḫazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ biḳaderim ma`lûm.
Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
22
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
veerselne-rriyâḥa levâḳiḥa feenzelnâ mine-ssemâi mâen feesḳaynâkümûh. vemâ entüm lehû biḫâzinîn.
Rüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
veinnâ lenaḥnü nuḥyî venümîtü venaḥnü-lvâriŝûn.
Biziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
veleḳad `alimne-lmüstaḳdimîne minküm veleḳad `alimne-lmüste'ḫirîn.
Andolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌۭ
veinne rabbeke hüve yaḥşüruhüm. innehû ḥakîmün `alîm.
Gerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Andolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
27
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
velcânne ḫalaḳnâhü min ḳablü min nâri-ssemûm.
Cinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
28
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًۭا مِّن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
veiẕ ḳâle rabbüke lilmelâiketi innî ḫâliḳum beşeram min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
29
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
feiẕâ sevveytühû venefaḫtü fîhi mir rûḥî feḳa`û lehû sâcidîn.
Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
30
فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme`ûn.
Meleklerin hepsi topluca secde ettiler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
31
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
illâ iblîs. ebâ ey yekûne me`a-ssâcidîn.
Yalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
32
قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
ḳâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me`a-ssâcidîn.
(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
33
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍۢ مِّنْ حَمَإٍۢ مَّسْنُونٍۢ
ḳâle lem ekül liescüde libeşerin ḫalaḳtehû min ṣalṣâlim min ḥameim mesnûn.
(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
34
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌۭ
ḳâle faḫruc minhâ feinneke racîm.
(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
35
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
veinne `aleyke-lla`nete ilâ yevmi-ddîn.
Ta ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
36
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
ḳâle rabbi feenżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.
(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
ḳâle feinneke mine-lmünżarîn.
(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
38
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
ilâ yevmi-lvaḳti-lma`lûm.
O bilinen vaktin gününe kadar!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'arḍi veleugviyennehüm ecme`în.
(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
40
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâdeke minhümü-lmuḫleṣîn.
Ancak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez.)
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
ḳâle hâẕâ ṣirâṭun `aleyye müsteḳîm.
(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
42
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
inne `ibâdî leyse leke `aleyhim sülṭânün illâ meni-ttebe`ake mine-lgâvîn.
Benim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
43
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
veinne cehenneme lemev`idühüm ecme`în.
Cehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
44
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍۢ لِّكُلِّ بَابٍۢ مِّنْهُمْ جُزْءٌۭ مَّقْسُومٌ
lehâ seb`atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maḳsûm.
Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
45
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
46
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
üdḫulûhâ biselâmin âminîn.
(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
47
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin iḫvânen `alâ sürurim müteḳâbilîn.
Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
48
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌۭ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
lâ yemessühüm fîhâ neṣabüv vemâ hüm minhâ bimuḫracîn.
Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
49
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
nebbi' `ibâdî ennî ene-lgafûru-rraḥîm.
(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
50
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
veenne `aẕâbî hüve-l`aẕâbü-l'elîm.
Fakat benim azabım da çok acı bir azabdır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
51
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
venebbi'hüm `an ḍayfi ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver;
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
52
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.
Onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
53
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
ḳâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin `alîm.
Korkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
54
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
ḳâle ebeşşertümûnî `alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.
Bana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
55
قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.
Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
56
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
ḳâle vemey yaḳneṭu mir raḥmeti rabbihî ille-ḍḍâllûn.
Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir?"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
58
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Biz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
illâ âle lûṭ. innâ lemüneccûhüm ecme`în.
Yalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
60
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
ille-mraetehû ḳaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.
Ancak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
felemmâ câe âle lûṭini-lmürselûn.
Elçiler Lut ailesine geldiklerinde:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
62
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
ḳâle inneküm ḳavmüm münkerûn.
(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
63
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
ḳâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
Dediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik,"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
64
وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
veeteynâke bilḥaḳḳi veinnâ leṣâdiḳûn.
Sana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
65
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍۢ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌۭ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
feesri biehlike biḳiṭ`im mine-lleyli vettebi` edbârahüm velâ yeltefit minküm eḥadüv vemḍû ḥayŝü tü'merûn.
Hemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
66
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌۭ مُّصْبِحِينَ
veḳaḍaynâ ileyhi ẕâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maḳṭû`um muṣbiḥîn.
Ona: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
67
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.
(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
ḳâle inne hâülâi ḍayfî felâ tefḍaḥûn.
(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
69
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
vetteḳu-llâhe velâ tuḫzûn.
(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
70
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû evelem nenheke `ani-l`âlemîn.
Seni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
ḳâle hâülâi benâtî in küntüm fâ`ilîn.
Eğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
72
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
le`amruke innehüm lefî sekratihim ya`mehûn.
Senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
73
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü müşriḳîn.
Güneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
74
فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن سِجِّيلٍ
fece`alnâ `âliyehâ sâfilehâ veemṭarnâ `aleyhim ḥicâratem min siccîl.
O kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
75
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
inne fî ẕâlike leâyâtil lilmütevessimîn.
Şüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍۢ مُّقِيمٍ
veinnehâ lebisebîlim müḳîm.
Ve o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
77
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لِّلْمُؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyetel lilmü'minîn.
Elbette bunda inananlar için bir ibret vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
78
وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
vein kâne aṣḥâbü-l'eyketi leżâlimîn.
Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
79
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ
fenteḳamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.
Onlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
80
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
veleḳad keẕẕebe aṣḥâbü-lḥicri-lmürselîn.
Andolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
81
وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
veâteynâhüm âyâtinâ fekânû `anhâ mü`riḍîn.
Onlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
82
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
vekânû yenḥitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.
Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
83
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü muṣbiḥîn.
Sabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
84
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
femâ agnâ `anhüm mâ kânû yeksibûn.
Kazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
85
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌۭ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ illâ bilḥaḳḳi. veinne-ssâ`ate leâtiyetün faṣfeḥi-ṣṣafḥa-lcemîl.
Biz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
inne rabbeke hüve-lḫallâḳu-l`alîm.
Yaratan, bilen ancak Rabbindir..
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًۭا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
veleḳad âteynâke seb`am mine-lmeŝânî velḳur'âne-l`ażîm.
Andolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
88
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًۭا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
lâ temüddenne `ayneyke ilâ mâ metta`nâ bihî ezvâcem minhüm velâ taḥzen `aleyhim vaḫfiḍ cenâḥake lilmü'minîn.
Onlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
89
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
veḳul innî ene-nneẕîru-lmübîn.
Ve: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
90
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
kemâ enzelnâ `ale-lmuḳtesimîn.
(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
91
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
elleẕîne ce`alü-lḳur'âne `iḍîn.
Onlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
feverabbike lenes'elennehüm ecme`în.
Senin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
93
عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
`ammâ kânû ya`melûn.
Yaptıkları şeylerden.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
94
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
faṣda` bimâ tü'meru vea`riḍ `ani-lmüşrikîn.
Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
95
إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
innâ kefeynâke-lmüstehziîn.
O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
96
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
elleẕîne yec`alûne me`a-llâhi ilâhen âḫar. fesevfe ya`lemûn.
O, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
veleḳad na`lemü enneke yeḍîḳu ṣadruke bimâ yeḳûlûn.
Andolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
98
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
fesebbiḥ biḥamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.
Sen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
99
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
va`büd rabbeke ḥattâ ye'tiyeke-lyeḳîn.
Ve Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.
Ücretsiz kullan