Hidayet Uygulamayı aç
Ana sayfaKur'an-ı KerimVâkıa Suresi

Vâkıa Suresi

96 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Gerçekleşecek Olan"

Ali Bulaç Diyanet İşleri Meali Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman Ateş Yaşar Nuri Öztürk
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Olacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Onun oluşunu yalanlayacak yoktur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
3
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
O alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder), Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Yer şiddetliesarsıldığı, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Dağlar serpildikçe serpildiği, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
6
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Dağılan toz duman haline geldiği Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman; Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
8
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
Sağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
9
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Solun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
Ve o sabıklar, sabıklar! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
11
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
İşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
12
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Ni'met cennetlerinde. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
13
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Çoğu öncekilerden, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
14
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
Birazı da sonrakilerden (olan bu insanlar), Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
15
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
`alâ sürurim mevḍûneh.
Altın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Çevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır; Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
18
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
20
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Beğendikleri meyva(lar), Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
21
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
Canlarının çektiği kuş et(ler)i, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
22
وَحُورٌ عِينٌۭ
veḥûrun `în.
İri gözlü huriler, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
23
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
Saklı inciler gibi; Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Yaptıklarına karşılık olarak. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
26
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Duydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
27
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
Sağın adamları, nedir o sağın adamları! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
28
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
fî sidrim maḫḍûd.
(Onlar) Dikensiz kirazlar, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
29
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
veṭalḥim menḍûd.
(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
30
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
veżillim memdûd.
Uzamış gölge(ler), Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
31
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
vemâim meskûb.
Fışkıran sular, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
32
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
vefâkihetin keŝîrah.
Pek çok mevya arasında; Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
33
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Tükenmeyen ve yasaklanmayan! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
34
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
35
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
36
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Onları bakireler yapmışızdır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
37
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
`uruben etrâbâ.
Hep yaşıt sevgililer; Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
38
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
Sağın adamları için. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
39
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
40
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
Bir bölümü de sonrakilerdendir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
41
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
42
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
fî semûmiv veḥamîm.
(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
43
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
veżillim miy yaḥmûm.
Kara dumandan bir gölge altında, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
44
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
Ki ne serindir, ne faydalı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Ve diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
Önceki atalarımız da mı? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
52
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Onunla karınları(nı) dolduracaklar, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Üzerine de kaynar su içeceklerdir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
55
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
56
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
57
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Biz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Akıttığınız meniyi gördünüz mü? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Ektiğinizi gördünüz mü? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Siz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
innâ lemugramûn.
Biz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Doğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
İçtiğiniz suya baktınız mı? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
73
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Yoo, yıldızların yerlerine yemin ederim, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Bilirseniz, bu büyük bir yemindir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
innehû leḳur'ânün kerîm.
O, elbette değerli bir Kur'an'dır, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
78
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
fî kitâbim meknûn.
Saklı bir Kitaptadır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Ki ona temizlerden başkası dokunmaz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
80
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
(O), Alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
81
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Ya can boğaza dayandığı zaman? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
Ki siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
Eğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
89
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
O'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Eğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
91
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise; Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
93
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
fenüzülüm min ḥamîm.
Kaynar sudan bir ziyafet, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Ve cehenneme atılma var. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Kesin gerçek budur işte. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
← Rahmân
Tüm sureler Hadîd →

Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.

Ücretsiz kullan