Hidayet Uygulamayı aç
Ana sayfaKur'an-ı KerimHâkka Suresi

Hâkka Suresi

52 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Gerçekleşecek Olan"

Ali Bulaç Diyanet İşleri Meali Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman Ateş Yaşar Nuri Öztürk
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
ٱلْحَآقَّةُ
elḥâḳḳah.
Gerçekleşen, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
2
مَا ٱلْحَآقَّةُ
me-lḥâḳḳah.
Nedir o gerçekleşen? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
3
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
vemâ edrâke me-lḥâḳḳah.
Gerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
4
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
keẕẕebet ŝemûdü ve`âdüm bilḳâri`ah.
Semud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
feemmâ ŝemûdü feühlikû biṭṭâgiyeh.
Bu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
6
وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ
veemmâ `âdün feühlikû birîḥin ṣarṣarin `âtiyeh.
Ad (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
7
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ
seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin ḥusûmen fetere-lḳavme fîhâ ṣar`â keennehüm a`câzü naḫlin ḫâviyeh.
(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
8
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ
fehel terâ lehüm mim bâḳiyeh.
Onlardan hiç geri kalan görüyor musun? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
9
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.
Fir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
10
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً
fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.
Rablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.
Su(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
12
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ
linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.
Ki onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
13
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ
feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.
Sur'a bir tek üfleme üflendiği, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
14
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ
veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
15
فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.
İşte o gün, olan olmuştur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ
venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.
Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
17
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ
velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.
Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
18
يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ
yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.
O gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
19
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.
Kitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
20
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ
innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.
Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
21
فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ
fehüve fî `îşetir râḍiyeh.
Artık o, memmun eden bir yaşam içindedir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
22
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ
fî cennetin `âliyeh.
Yüksek bir bahçede. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
23
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ
ḳuṭûfühâ dâniyeh.
Ki devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
24
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.
Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
25
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ
veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi!" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
26
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
velem edri mâ ḥisâbiyeh.
Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
27
يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.
Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
28
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ
mâ agnâ `annî mâliyeh.
Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
29
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ
heleke `annî sülṭâniyeh.
Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
ḫuẕûhü fegullûh.
(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
31
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
ŝümme-lceḥîme ṣallûh.
Sonra cehenneme sallayın onu! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
32
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ
ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.
Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.
Çünkü o büyük Allah'a inanmıyordu. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
34
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
35
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ
feleyse lehü-lyevme hâhünâ ḥamîm.
Bugün burada onun için candan bir dost yoktur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
36
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ
velâ ṭa`âmün illâ min gislîn.
İrinden başka yiyecek de yoktur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
37
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ
lâ ye'külühû ille-lḫâṭiûn.
Onu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
38
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
felâ uḳsimü bimâ tübṣirûn.
Yoo, yemin ederim; gördüklerinize, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
39
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
vemâ lâ tübṣirûn.
Ve görmediklerinize, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
40
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
Ki, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
41
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ
vemâ hüve biḳavli şâ`ir. ḳalîlem mâ tü'minûn.
O, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
42
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ
velâ biḳavli kâhin. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
43
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
44
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
velev teḳavvele `aleynâ ba`ḍa-l'eḳâvîl.
Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
45
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
leeḫaẕnâ minhü bilyemîn.
Elbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
46
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
ŝümme leḳaṭa`nâ minhü-lvetîn.
Sonra onun can damarını keserdik. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
47
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ
femâ minküm min eḥadin `anhü ḥâcizîn.
Sizden hiç kimse buna engel olamazdı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
48
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ
veinnehû leteẕkiratül lilmütteḳîn.
O (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
49
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
veinnâ lena`lemü enne minküm mükeẕẕibîn.
Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
50
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
veinnehû leḥasratün `ale-lkâfirîn.
Doğrusu o, kafirler için hasrettir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
veinnehû leḥaḳḳu-lyeḳîn.
O, kesin gerçektir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
52
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
← Kalem
Tüm sureler Meâric →

Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.

Ücretsiz kullan