Sâffât Suresi
182 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Saf Bağlayanlar"
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّۭا
veṣṣâffâti ṣaffâ.
Andolsun o sıra sıra dizilenlere,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
2
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًۭا
fezzâcirâti zecrâ.
Bağırıp sürenlere,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
3
فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
fettâliyâti ẕikrâ.
Zikir okuyanlara,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
4
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌۭ
inne ilâheküm levâḥid.
Ki Tanrınız, birdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
5
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ.
Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
6
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib.
Biz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
7
وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
veḥifżam min külli şeyṭânim mârid.
Ve (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
8
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib.
O (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
9
دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib.
Kovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
10
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib.
Yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
11
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib.
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
12
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
bel `acibte veyesḫarûn.
Hayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
13
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn.
Kendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
14
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةًۭ يَسْتَسْخِرُونَ
veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn.
Bir mu'cize görseler, alay ediyorlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
15
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn.
Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
16
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
17
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
Evvelki atalarımız da mı?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
18
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
ḳul ne`am veentüm dâḫirûn.
De ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)!"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
19
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn.
O (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
20
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn.
Vah bize, bu ceza günüdür! dediler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
21
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
22
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn.
(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
23
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm.
Allah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
24
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn.
Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
25
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
mâ leküm lâ tenâṣarûn.
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
26
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
bel hümü-lyevme müsteslimûn.
(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
27
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Birbirlerine döndüler, soruyorlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
28
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn.
(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
29
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn.
(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
30
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ
vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn.
Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
31
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn.
Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
32
فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn.
Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
33
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn.
O gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
34
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
35
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn.
Çünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
36
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ
veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn.
Cinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
37
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn.
Hayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
38
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm.
Siz acı azabı tadacaksınız!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
39
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
Sadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
40
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Ancak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
41
أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌۭ مَّعْلُومٌۭ
ülâike lehüm rizḳum ma`lûm.
Onlar için bilinen bir rızık vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
42
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
fevâkih. vehüm mükramûn.
(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
43
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Ni'met cennetlerinde.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
44
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
`alâ sürurim müteḳâbilîn.
Tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
45
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ
yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în.
Önlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
46
بَيْضَآءَ لَذَّةٍۢ لِّلشَّٰرِبِينَ
beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn.
Berrak, içenlere lezzet veren bir içki.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
47
لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn.
Onda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
48
وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ
ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în.
Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
49
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ
keennehünne beyḍum meknûn.
Saklı yumurta gibi bembeyaz eşler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
50
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn.
Bunlar birbirine dönmüş soruyorlar:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
51
قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ
ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn.
Onlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
52
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn.
Derdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
53
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn.
Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız?' "
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
54
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn.
(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
55
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm.
Baktı onu cehennemin ortasında gördü.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
56
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
ḳâle tellâhi in kitte letürdîn.
Tallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
57
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn.
Rabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
58
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
efemâ naḥnü bimeyyitîn.
Biz bir daha ölmeyecek miyiz der.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
59
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
60
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm.
Gerçekten büyük başarı ve mutluluk budur!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
61
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn.
Çalışanlar bunun için çalışsınlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
62
أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm.
(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
63
إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ
innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn.
Biz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
64
إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm.
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
65
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn.
Tomurcukları, şeytanların başları gibidir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
66
فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn.
Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
67
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ
ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm.
Sonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
68
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm.
Sonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
69
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn.
Çünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
70
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn.
Kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
71
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn.
Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
72
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn.
Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
73
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn.
Bak, o uyarılanların sonu nice oldu.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
74
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Ancak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
75
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn.
Andolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
76
وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm.
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
77
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn.
Yalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
78
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
79
سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍۢ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn.
Alemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
80
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
81
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o bizim, inanan kullarımızdandı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
82
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra ötekilerini suda boğduk.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
83
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
veinne min şî`atihî leibrâhîm.
İbrahim de onun kolundan idi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
84
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍ
iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm.
Zira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
85
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn.
Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
86
أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn.
Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
87
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn.
Alemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
88
فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ
feneżara nażraten fi-nnücûm.
Yıldızlara bir göz attı:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
89
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌۭ
feḳâle innî seḳîm.
Ben hastayım, dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
90
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
fetevellev `anhü müdbirîn.
Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
91
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn.
O da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
92
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
mâ leküm lâ tenṭiḳûn.
Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
93
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn.
Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
94
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
feaḳbelû ileyhi yeziffûn.
(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
95
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn.
(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
96
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn.
Oysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
97
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm.
Onun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
98
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn.
Ona bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
99
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn.
(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek."
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
100
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn.
Rabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
101
فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ
febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm.
Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
102
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn.
(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
103
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn.
İkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
104
وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm.
Biz ona: "İbrahim!" diye ünledik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
105
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Sen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
106
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn.
Gerçekten bu, apaçık bir sınav idi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
107
وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍۢ
vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm.
Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
108
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
109
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
selâmün `alâ ibrâhîm.
(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi.)
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
110
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
111
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
112
وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn.
Biz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
113
وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ
vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn.
Kendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
114
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn.
Andolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
115
وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm.
Onları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
116
وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn.
Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
117
وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn.
Onlara açık ifadeli Kitabı verdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
118
وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm.
Ve onları doğru yola ilettik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
119
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn.
Ve sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
120
سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
selâmün `alâ mûsâ vehârûn.
(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
121
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
122
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
123
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne ilyâse lemine-lmürselîn.
İlyas da elçilerdendi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
124
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn.
Kavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız?"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
125
أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn.
Ba'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
126
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn.
Sizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
127
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn.
Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
128
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Yalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
129
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn.
Biz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
130
سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
selâmün `alâ ilyâsîn.
İlyas'a selam olsun.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
131
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
132
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn.
Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
133
وَإِنَّ لُوطًۭا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne lûṭal lemine-lmürselîn.
Lut da gönderilen elçilerdendi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
134
إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în.
Onu ve ailesini kurtardık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
135
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
136
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Sonra ötekileri kırdık (geçirdik).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
137
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn.
Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
138
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn.
Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
139
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
veinne yûnüse lemine-lmürselîn.
Yunus da gönderilen elçilerdendi.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
140
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn.
Dolu gemiye kaçmıştı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
141
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn.
(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
142
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm.
(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
143
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn.
Eğer tesbih edenlerden olmasaydı,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
144
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn.
(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
145
۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ
fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm.
(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
146
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ
veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn.
Ve üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
147
وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn.
Ve onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
148
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn.
İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
149
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn.
Şimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
150
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn.
Yoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
151
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn.
İyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
152
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn.
Allah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
153
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn.
(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
154
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
155
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
efelâ teẕekkerûn.
Hiç mi düşünmüyorsunuz?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
156
أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌۭ مُّبِينٌۭ
em leküm sülṭânüm mübîn.
Yoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
157
فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn.
Eğer doğru iseniz Kitabınızı getirin.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
158
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn.
Allah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
159
سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.
Haşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
160
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Fakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
161
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
feinneküm vemâ ta`büdûn.
(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
162
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
mâ entüm `aleyhi bifâtinîn.
Kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız;
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
163
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
illâ men hüve ṣâli-lceḥîm.
Cehenneme girecek olandan başkasını.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
164
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ
vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm.
Bizden herkesin belli bir makamı vardır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
165
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn.
Biziz, o saf saf dizilenler, biz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
166
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn.
Biziz, o tesbih edenler, biz.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
167
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
vein kânû leyeḳûlûn.
Gerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
168
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn.
Eğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
169
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn.
Elbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
170
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn.
Ama o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
171
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn.
Gönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti:
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
172
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
innehüm lehümü-lmenṣûrûn.
Mutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
173
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn.
Ve galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
174
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.
Bir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme).
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
175
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn.
Onları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
176
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
177
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn.
Fakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
178
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn.
Bir süreye kadar onları kendi hallerine bırak.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
179
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣir fesevfe yübṣirûn.
Ve (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
180
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn.
Kudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir.
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
181
وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
veselâmün `ale-lmürselîn.
Selam, gönderilen elçilere,
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
182
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn.
Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a!
Süleyman Ateş ·
bu ayetin sayfası
·
dinle
Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.
Ücretsiz kullan