Hidayet Uygulamayı aç
Ana sayfaKur'an-ı KerimŞuarâ Suresi

Şuarâ Suresi

227 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Şairler"

Ali Bulaç Diyanet İşleri Meali Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman Ateş Yaşar Nuri Öztürk
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
طسٓمٓ
ṭâ-sîn-mîm.
Ta sin mim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
2
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.
Şunlar o apaçık Kitabın ayetleridir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
3
لَعَلَّكَ بَٰخِعٌۭ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.
Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
4
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةًۭ فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ
in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.
Dilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
5
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍۢ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ
vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.
Rahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
6
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.
Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
7
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۢ كَرِيمٍ
evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.
Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
8
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
9
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
10
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.
Rabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git!" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
11
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ
ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.
Fir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
12
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.
(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
13
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَٰرُونَ
veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.
Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
14
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌۭ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.
Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
15
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.
(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
16
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.
Fir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
17
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
en ersil me`anâ benî isrâîl.
İsrail oğullarını bizimle beraber gönder. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
18
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًۭا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.
(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
19
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.
Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
20
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًۭا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.
(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
21
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًۭا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.
Sizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
22
وَتِلْكَ نِعْمَةٌۭ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.
O başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim) Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
23
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.
Fir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir?" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
24
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
25
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.
(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
26
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
27
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌۭ
ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.
(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
28
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.
(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
29
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ
ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.
(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
30
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍۢ مُّبِينٍۢ
ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.
(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
31
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
32
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌۭ مُّبِينٌۭ
feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.
(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
33
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ
veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.
Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
34
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌۭ
ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.
(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
35
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.
Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
36
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.
Dediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
37
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍۢ
ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.
Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
38
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.
Derken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
39
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.
Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
40
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.
Umarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
41
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ
felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.
Büyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
42
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.
Evet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
43
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ
ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.
Musa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
44
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَٰلِبُونَ
feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.
İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
45
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.
Musa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
46
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ
feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.
Derhal büyücüler secdeye kapandılar: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
47
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.
Dediler: "Alemlerin Rabbine inandık." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
48
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
rabbi mûsâ vehârûn.
Musa'nın ve Harun'un Rabbine. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
49
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍۢ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.
(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım!" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
50
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.
Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
51
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.
Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
52
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.
Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
53
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ
feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.
Fir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
54
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌۭ قَلِيلُونَ
inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.
Şunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
55
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ
veinnehüm lenâ legâiżûn.
Bizi kızdırmaktadırlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
56
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ
veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.
Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
57
فَأَخْرَجْنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.
Böylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
58
وَكُنُوزٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
vekünûziv vemeḳâmin kerîm.
Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
59
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.
Böylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
60
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
feetbe`ûhüm müşriḳîn.
(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
61
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.
İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
62
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ
ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.
(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
63
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍۢ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ
feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.
Musa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
64
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْءَاخَرِينَ
veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.
Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
65
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.
Musa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
66
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.
Sonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
67
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
68
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
69
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in haberini de oku: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
70
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.
Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
71
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًۭا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.
Putlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
72
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.
Peki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
73
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.
Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
74
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.
Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
75
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.
İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
76
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.
Siz ve eski atalarınız? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
77
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّۭ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.
Onlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
78
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.
Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
79
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.
Bana yediren ve içiren O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
80
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.
Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
81
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.
Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
82
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.
Ceza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
83
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًۭا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.
Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
84
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍۢ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.
Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
85
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.
Beni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
86
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.
Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
87
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.
(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
88
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ
yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.
O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
89
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍۢ سَلِيمٍۢ
illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.
Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
90
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.
(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
91
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.
Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
92
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.
Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
93
مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.
O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
94
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.
Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
95
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
vecünûdü iblîse ecme`ûn.
İblis'in bütün askerleri de. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
96
قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.
Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
97
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.
Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
98
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.
Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
99
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.
Ama bizi saptıran o suçlulardır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
100
فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
femâ lenâ min şâfi`în.
Şimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
101
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍۢ
velâ ṣadîḳin ḥamîm.
Ne de sıcak bir dostumuz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
102
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.
Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
103
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
104
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
105
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.
Nuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
106
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
107
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
108
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
109
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
110
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Öyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
111
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ
ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.
Dediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız?" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
112
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.
Dedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
113
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ
in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.
Anlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
114
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.
Ben inananları kovacak değilim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
115
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
in ene illâ neẕîrum mübîn.
Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
116
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.
Dediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
117
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.
(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
118
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًۭا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.
Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
119
فَأَنجَيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.
Biz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
120
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ
ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.
Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
121
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
122
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
123
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet `âdün-lmürselîn.
Ad (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
124
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
125
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
126
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
127
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
128
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةًۭ تَعْبَثُونَ
etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.
Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
129
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.
Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
130
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.
(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
131
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
132
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.
Size bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
133
أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍۢ وَبَنِينَ
emeddeküm bien`âmiv vebenîn.
O size verdi: davarlar, oğullar, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
134
وَجَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
vecennâtiv ve`uyûn.
Bahçeler, çeşmeler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
135
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.
Doğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
136
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.
Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
137
إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
in hâẕâ illâ ḫulüḳu-l'evvelîn.
Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
138
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.
Biz azaba uğratılacak değiliz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
139
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
140
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
141
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.
Semud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
142
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
143
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
144
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
145
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
146
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ
etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.
Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
147
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
fî cennâtiv ve`uyûn.
Böyle bahçelerde, çeşme başlarında? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
148
وَزُرُوعٍۢ وَنَخْلٍۢ طَلْعُهَا هَضِيمٌۭ
vezürû`iv venaḫlin ṭal`uhâ heḍîm.
Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
149
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًۭا فَٰرِهِينَ
vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.
Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
150
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
151
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ
velâ tüṭî`û emra-lmüsrifîn.
O aşırıların emrine uymayın. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
152
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
elleẕîne yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.
Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
153
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
154
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. fe'ti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
155
قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٌۭ لَّهَا شِرْبٌۭ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim ma`lûm.
Dedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
156
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ
velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbü yevmin `ażîm.
Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
157
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَٰدِمِينَ
fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.
Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
158
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
feeḫaẕehümü-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
159
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
160
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.
Lut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
161
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.
Kardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
162
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
163
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
164
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
165
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَٰلَمِينَ
ete'tûne-ẕẕükrâne mine-l`âlemîn.
Alemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
166
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün `âdûn.
Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
167
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ
ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.
Dediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
168
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ
ḳâle innî li`ameliküm mine-lḳâlîn.
(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
169
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ
rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.
Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
170
فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
fenecceynâhü veehlehû ecme`în.
Biz de onu ve ailesini tamamen kurtardık. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
171
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn.
Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
172
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn.
Sonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
173
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًۭا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ
veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
174
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
175
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
176
كَذَّبَ أَصْحَٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ
keẕẕebe aṣḥâbü-l'eyketi-lmürselîn.
Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
177
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle lehüm şu`aybün elâ tetteḳûn.
Şu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?" Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
178
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
innî leküm rasûlün emîn.
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
179
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
180
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.
Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
181
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ
evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.
Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
182
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ
vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.
Doğru terazi ile tartın. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
183
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.
İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
184
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ
vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-l'evvelîn.
Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
185
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ
ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.
Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin." Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
186
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.
Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
187
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًۭا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
feesḳiṭ `aleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.
Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
188
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
ḳâle rabbî a`lemü bimâ ta`melûn.
Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
189
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm `aẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.
Onu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
190
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
191
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
192
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
veinnehû letenzîlü rabbi-l`âlemîn.
Muhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
193
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ
nezele bihi-rrûḥu-l'emîn.
Onu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
194
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ
`alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.
Senin kalbine; uyarıcılardan olman için, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
195
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّۢ مُّبِينٍۢ
bilisânin `arabiyyim mübîn.
Apaçık Arapça bir dille. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
196
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ
veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.
O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
197
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.
İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
198
وَلَوْ نَزَّلْنَٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ
velev nezzelnâhü `alâ ba`ḍi-l'a`cemîn.
Biz onu yabancılardan birine indirseydik de, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
199
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ
feḳara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mü'minîn.
Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı: Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
200
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.
Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
201
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
lâ yü'minûne bihî ḥattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.
Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
202
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةًۭ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
feye'tiyehüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.
Azab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
203
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.
(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
204
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.
Hala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
205
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَٰهُمْ سِنِينَ
eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.
Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
206
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
Sonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
207
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ
mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.
O yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
208
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.
Biz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
209
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.
(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
210
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ
vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.
O(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
211
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.
Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
212
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
innehüm `ani-ssem`i lema`zûlûn.
Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
213
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ
felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmü`aẕẕebîn.
Allah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
214
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ
veenẕir `aşîrateke-l'aḳrabîn.
En yakın akrabanı uyar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
215
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.
Ve sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran). Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
216
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
fein `aṣavke feḳul innî berîüm mimmâ ta`melûn.
Şayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
217
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
vetevekkel `ale-l`azîzi-rraḥîm.
Galib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
218
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ
elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.
O, seni görür: Namaza durduğun zaman, Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
219
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّٰجِدِينَ
veteḳallübeke fi-ssâcidîn.
Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
220
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Çünkü O, işitendir, bilendir. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
221
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ
hel ünebbiüküm `alâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
222
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ
tenezzelü `alâ külli effâkin eŝîm.
Onlar, her günahkar yalancıya inerler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
223
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
yülḳûne-ssem`a veekŝeruhüm kâẕibûn.
O yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
224
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ
veşşu`arâü yettebi`uhümü-lgâvûn.
Şa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
225
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍۢ يَهِيمُونَ
elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.
Baksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar? Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
226
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yef`alûn.
Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
227
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًۭا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍۢ يَنقَلِبُونَ
ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.
Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir! Süleyman Ateş · bu ayetin sayfası · dinle
← Furkân
Tüm sureler Neml →

Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.

Ücretsiz kullan